Sunay Akın Sözleri, Sunay Akın Mesajları


Sunay Akın Sözleri

Bu sayfamızda; Sunay Akın Sözleri, Sunay Akın Mesajları, Sunay Akın Sözleri Kısa, Sunay Akın Sözleri Yeni, Sunay Akın Sözleri Feysbuk, Sunay Akın Sözleri Twitter yer almıştır.

İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz; Ben seni, Sen kendini.

Gelir şeklinde yapmış olup köşeden ‘U’ dönüşü yapıyor mutluluk. Bir türlü mutlu olamadık bizde, fakat hala U-mutluyuz.

Kırgınlığım lunaparkta unutulmuş bir çocuğun nefreti kadar. Mesele atlı karıncalar değil, arkamdan dönerek duran dönme dolaplar.

Eğer inceldiği yerden kopmasına izin vermezsen, gün gelir en sağlam yerinden kopar. Canın yanar, canını yakar.

Dünya böylesine güzel olur muydu gene, diplomasını çerçeveleyip para kazanma derdine düşseydi Dr. Che, yüreğini dağlara asmak yerine.

Yanındayken bile özlüyorsam seni, iyi mi anlatılır https://www.msntube.net ki sensizlik?

Elinden geleni yaptıktan sonrasında, Sıra ayağından geleni yapmakta; ‘Gitmek şeklinde örnek olarak.’

Tenine dokunabilmek mi? Haşa! Gözüm göz menziline girsin yeter. Hadi düş düşlerime, tutmayana ‘aşk’ olsun.

Iyi mi sevmezsin eşitliği yürürken düşen çoraplarını aynı hizaya getirmek için annen değil miydi önünde diz çöken?

Sigaraya ilk başladığında saklarsın ya hani. Taki ailen görene kadar. Bende aşka öyleki sakladım kendimi, taki seni görene kadar.

Her gece yatmadan okuduğum bir kitap olmanı arzu ederdim. Kırardım, ışıkları söndürmeden, yarım kalan sayfanın ucunu ki sen buna: ‘Tenim kırışıyor, yaşlanıyorum.’ derdin.

İki pencere açık kalınca cereyan, İki yürek açık olunca Aşk olur; fakat netice değişmez: İkisinin de sonunda ‘üşütürsün’.

Kimi zaman dünyanın en zor mesleğidir, kendi duygularına tercüman olmak!

Saçmalamış Türkçe öğretmenleri; en uzun eylem beklemektir şundan dolayı.

Hepimiz bir üçgenin iç açıları toplamını bilir de, kimse bir insanoğlunun iç acıları toplamını bilmez.

Yokluğunun iki yakasını bir araya getirip, varlığını ilikler misin ömrüme?

Yaşam işte. Uykun gelsin diye hayaline giren koyunları, uykun kaçsın diye hayatına giren öküzleri sayarsın.

Çay bardağına bırakılan dudak oranı kadar bile uzak kalamam gözlerine.

Ne iş yaparsın sen dedi: “Hamalım ben” dedim. Iyi mi doğrusu, dedi. “Elimden tutmasını bilenin yüreğini taşırım” dedim.

Söz ebeliği yapma sevgili, şundan dolayı ebe de sensin sobe de.

90 – 60 – 90 ‘ı hepimiz bilir. Elbet ki vücut ölçüleri. Fakat birde 200 – 70 – 60 var. Ihmal etmeyin bu da tabut ölçüleri.

Ne doğrusu, papatyada bir yaprak daha olsaydı beni sevecek miydi?

Özlemin tarifi yok. Kim ne demişse sebebi umarsızlık. Yanımdayken bile sana doyamazken, iyi mi anlatılır ki sensizlik.

Kim bilir, bir ihtimal yaralarımızı üflerken öğrendik, ıslık çalmasını.

Çocuk değilim artık, büyüdüm. Birazcık bitkin, birazcık kırgınım yinede. Yeter artık! Giden yolunu, kalan yerini bilsin bir tek.

Senin küle çevirdiğin kalbe, bir başkası üfleyip tekrardan yaşam verir.

Üzülme gitti diye, bu senenin modası bu şekilde! 3gün sever sonrasında bezer, senin aradığın Aslı ile Kerem 21. Yüzyılda ne gezer.

Kızmıyorum artık hayata! Bakıyorum, seçiyorum, gülüyorum, geçiyorum.

Aşk, sakızdan çıkan sözler kadar rahat olmaya devam ettikçe, insanlarda onu çiğneyip tükürmeye devam edecekler.

İki rayı gibiyiz bir tren yolunun. Yakın olması neyi değiştirir, son istasyonun.

Bunca kalp kırıklarına karşın küçüklüğümde yaptığım şeklinde rüzgarı arkama alıp bağırmk isterim hayata: Acımadı ki!

Oyuncak ve insan kalbi oldukça benzer birbirine. Kimi zaman tamiri olmaz ikisinin de.

Sen bana mı soruyorsun, yalnızlığı sever misin diye? Ben ki; çayı bile 2 şekerli içerim, beraber erisinler diye.

Artık ne sıradaki parça sen ol, ne de bana gel; Bence sen birazcık dürüst ol ve ilkin kendine gel.

Bir ihtimal aradığını bulamamış olabilirsin bende; fakat unutma ki, bende bulduğunu bulamayacaksın asla kimsede.

Beni senin şeklinde bir de annem terk etmişti ki göbeğimde durur onun yokluğundan bana kalan çukur.

Aşk; bir bakıma sobaya dokunmak gibidir. Bir kez yanarsın, izi kalır. Sonrasında tekrar dokunmazsın bir tek yanına yaklaşırsın.

Aramıyorum. Ne bebeklik, ne çocukluk günlerimi, niçin arayayım? O günlerde sen yoktun ki.

Kimi zaman başını alıp gidebilecek kadar yürekli; ve kimi zaman kalıp her şeye göz yumacak kadar yürekli olabilmeli insan.

Bigün diyorum. Bigün gelecek ve uyanınca ilk aklıma gelen sen olmayacaksın.

Giydikçe açılır” diyen tezgahtar “uzadıkça biçim alır” diyen kuaför ve “zaman içinde unutursun” diyen dost; bunların hepsi aynı örgüte üye.

Ne vakit sıkıca tutsam aşkı yüreğimle, annem dürter usulca hadi uyan diye.

Göğsünde şakırdayan madalyalarıyla ardında koştuğu dünyanın en aptal kuşunu bile zor yakalar generalim.

Sağır ve dilsiz ki okşarken sevgilisinin tenini elleriyle hem sevişir hem konuşur.

Elden düşme sevdalar değil istediğim. Yüreğinin sahibi olmalıyım ya da hiçbir şeyin. Yüreğinin sahibi değilsem önemi yok bir şeyin.

İtiraf etmeliyim ki “Seninle her şey güzeldi” fakat itiraf etmek gerek ki, sensiz daha da güzel.

Hani bir kelebek yakalarsın, bakmak istersin… Fakat elini açsan kaçacak, sımsıkı tutsan ölecek. İşte böyle bir durum seni sevmek.

Sevgi; Sevdiğin kişinin mutlu bulunduğunu gördükçe, O’nun mutluluğu ile mutlu olabilme sanatıdır.

Hep denir ya “ben arkandayım, sırtın yere gelmez” diye… Ben almayayım, yüzüm yere geleceğine, sırtım yere gelsin.

Sevgiyi hak edene değil de muhtaçmış şeklinde görünene verdiğimiz müddetçe üzülen hep biz olacağız.

Biliyorum yarınlarım dünden ayrımsız. Yaşam mı bana küstü, ben mi ona küstüm hatırlamıyorum fakat, şu aralar kötü dargınız.

Ne acayip şey şu mutluluk! Gitti mi gider, çağırsan gelmez, gelse de kalmaz, kalsa bile yetmez.

Bir bavul dolusu cümle var defterimde… Yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim sen yollarına 29 harfle acı döşeyen birine “yara” değil de “yar” diyebilir misin?

Yoksul bir çocuk görsem, yağmur altında üşüyen köprü olmak geçer hiç olmazsa içimden.

İnsan inanılmış olduğu şeyler uğruna görkemli hatalar yapabilir, diyorlar. Sanki inanmaktan daha görkemli bir hata yapılabilirmiş şeklinde.

Kabuğunu koparmadan ne bir elmayı soyabildim, ne de iyileştirebildim bir yaramı. Fakat karşıma çıkınca kızmadım asla elma kurduna, bendim şundan dolayı bıçağı saplayan onun yurduna.

Son karesi şeklinde Red Kit’in, batan güneşe doğru sürerken atımı, gitme kal demeni bekliyordum fakat yalnızca rüzgar çekiştiriyor atkımı!

Dudaklarında gözüm yoktu oysa… Kalbini istemiştim bi tek. Tek hayalimdi; iki kaşın ortasına öpücük kondurup helalimsin demek.

Dün bir şarkı çıktı radyoda, yarısına ben eşlik ettim yarısına gözlerim. Söylemek oldukça acıtıyor fakat “ben seni oldukça özledim.”

Eğer aşk iyi mi biteceği bilinmeyen yarım yamalak bir cümleyse hayatında; Uzatmaya gerek yok, noktayı koyup bitirmeli aslına bakarsak.

İki çocuk kolaylıkla oturduğumuz kapının eşiğine, kendi başıma zor sığıyorum bugün. Büyüdükçe insan yalnız mı kalıyor ne?

İlk ilkin konuşmaktan korkarsın sevdiğinle, Sonrasında ona aşık olmaktan. Bunlar her neyse de, son olarak kaybetmekten korkarsın işte.

Kılları uzadıkça ellerimin unuttum kâğıtlardan iyi mi vapur yapıldığını ki yaşlılığa uzanan birer iskeledir parmaklarım çözüldü.
https://www.msntube.net/unlu-sozleri/sunay-akin-sozleri.html

Büyüdüm artık… Anladım ki, masallardaki kadar masum değilmiş asla kimse. Sevmek acıtıyor, gitmek alışkanlık olmuş ilişkilerde!

Kimse bilsin istemiyorum kalbimin kırıldığını. İşte bu yüzden herkesten gizlerim; yüzüm gülerken içimin ağladığını.

Ne kadar gidişine ses etmesem de bir başkasının senin içini ısıtacağını bilmek; benim hep içimi üşütecek.

Ortak yönümüz çoktu bizim. Birbirimiz için yaratılmıştık sanki. Aynıydı düşüncelerimiz: Ben seni düşünürdüm, sen kendini.

Sevgilim kızma sakın ve lütfen yanlış anlama, kırmızı rujunu sürünce paramın yetmediği elma şekerleri geliyor aklıma.

Sevmek yürek ister değil, her yürek sevmek ister. Bir tek sevdiğine sonuna kadar haiz çıkabilmek, cesaret ister.

Sevmek, hayal oluşturmak kadar kolay. Peki ya unutmak; kurduğun hayallerin gerçekleşmesi kadar zor.

Söylediğin her yalandan sonrasında “keşke hep çocuk kalsaydım” deme. Şundan dolayı sölediğin her yalanda yeterince küçüldün esasen gözümde.

Tam da unutmuşken gittiğini, artık acıtmıyorken yokluğun, en içten kahkahalarımın içinde aklıma gelmek zorunda mısın?

Tüm gücünle sevme, sevgisinden güvenli olmadığın kişiyi. Ve unutma, bugün seni terk eden; dün uğruna ölecekti!

Üzülme gitti diye, bu senenin modası bu şekilde! 3 gün sever sonrasında bezer, senin aradığın Aslı ile Kerem 21. yüzyılda ne gezer.

Üzülmüyorum! Şundan dolayı yaşam yeni birşey öğretti bana: Asla gitmeyecekmiş şeklinde sevenler, asla sevmemiş şeklinde gidenlermiş aslına bakarsak.

Üzülmüyorum. Beni sevmeyeni ben de sevmem. O bensizliği göze aldıysa esasen, ben onsuzluktan bir şey kaybetmem.

Üzülmüyorum. Bigün diner elbet gönlümdeki derin sızı. Hep hayırsız değil ya bu insanoğlu; bigün beni de bulur hayırlısı.

Yüreğim ıslaktır benim kuytularda ağlamaktan ve hafifçe uçuktur rengi kurusun diye kaç kez güneşe asılmaktan.

Kimi zaman susmak gerekiyormuş, kimi zaman bomboş bakmak yaşamın yalanlarına. Anlamaya çalışmak saçmalık! Anlamadan yaşamak gerekiyormuş. Fakat kimi zaman! Unutmak gerekiyormuş, unutulma pahasına. Süre değilmiş gideni getiren, aslına bakarsak zamanmış var olanı götürmüş olan.

Tıpkı sevilmeyen bir öğretmen gibiydi kalbim. Parmak kaldıranlara direnme, hep dersten anlamayanları seçti.

Ben yɑşɑdıklɑrımın hiçbirini unutmɑm ɑmɑ evet! Yeri gelir susɑrım. Cɑnımı oldukça yɑkɑn şeyler olur ɑmɑ yinede susɑrım, tükenirim. Bunɑ izin de veririm ɑslındɑ. Sɑlɑklığımdɑn mı? Hɑyır! Ben hiç kimseye ‘git’ de demem, diyemem. O şahıs vɑzgeçilmez olduğundɑn mı? Hɑyır. Onɑ o kɑdɑr şeye rɑğmen, o kɑdɑr kıymet veririm ki, her gün yɑptıklɑrınɑ utɑnsın diye. Amɑ bigün öyleki bir giderim ki; kɑybedeceğim hiçbir şey olmɑz!